|

|
Tunus'tan hemen 50 bin adet fes sipariş edildi. Ancak daha sonra
hammaddesi yün olan fesin üretiminin kolaylığı fark edildi ve
biri imalathane kuruldu ve başına İzmir'li Katipzade Mustafa
Efendi getirildi. 1828'de çıkartılan bir kıyafet nizamnamesiyle
de fes resmi başlık oldu. Daha sonra genişleyen Feshane Fabrikası
bütün ihtiyacı karşıladığı gibi imparatorluğun ilk yünlü
mensucat fabrikası haline geldi ama fes ithalatı hep devam etti.
|
|
Cezayirli
denizcilerin İstanbul’a taşıdığı fesi bir dönem Türk
denizcileri ve kadınlarda kullanmıştır. Fesler arasındaki farkı
gösterecek iki belirti vardı. Püskül ve kalıp.. Önceleri Tunus
tarzı
püskül benmisendi. Mavi renkli olan bu püskül çok büyük
ve uzundu. İlk zamanlar arka kısmı ve tepeyi tamamen kaplayan püskül
zamanla küçüldü, kısaldı ve ve fesin sadece arkasında kaldı.
|
 |
1848'de birde psükül nizamnamesi çıkartıldı, püskülün
uzunluğu rengine ve ağırlığına kadar bütün ayrıntılar
ortaya konuldu. Bu yeni başlığın formunu koruması için zaman
zaman yapılan yenileme, fesin kalıba konulmasıydı. İzmit'te
Todori adında bir Rum tarafından keşfedilen kalıplama tekniği
daha sonra İstanbul'da yaygınlaştı. Sultanahmet Parkı'nın karşısındaki
sıra dükkanlar ile Süleymaniye, Fatih ve Aksaray'da bulunan bir
çok mağaza bu işi yapardı. Osmanlı İmparatorluğu zamanında
şapkanın özel bir yeri vardı. Saray ve saraydaki yüksek rütbeli
subaylar kırk üç çeşit farklı başlık giyerlerdi.Hiç kimse
kendisine ait olmayan rengi ve şekli kullanamazdı. Hükümet ve
devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı yirmi yedi idi.
Sadrazamdan vezir habercisine kadar herkesi şapkalarından tanımak
mümkündü.
|

|
Mustafa
Kemal'in 26.Ağustos 1925'te yani Cumhuriyetin kuruluşundan hemen
iki yıl sonra
İnebolu
Türkocağı'nda "Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak
lazım. Çok cevherli olan bizim milletimize layık olan kıyafet,
medeni ve beynelmilel kıyafettir. Öyle giyineceğiz. Ayakta
iskarpin, potin, pantalon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve bunları
tamamlamak için başta siper-I şems'li serpuş.
|
Açık söylemek isterim. Buna 'şapka' derler" diye yaptığı konuşma
Türkiye'de giyim tarzında yeni bir dönem başlatmış oldu.
Hatta akşam
Ankara’ya döndüğünde kendisini karşılamaya gelenlerin tamamının
şapkalı olduğu görülmüştür.. Tanzimat'la başlayıp Meşrutiyet'le
artan Batıcılık akımının etkisiyle, özellikle İstanbul
Pera'da, Levantenler'in ve gayrimüslimlerin öncülüğünde zaten
pantalona, iskarpine, yeleğe, gömleğe rastlanmaktaydı. Hatta şapka
giyen Müslüman Türkler bile vardı. Genelde erkek dünyasındaki
bu durum, kadınların dünyasında ancak varlıklı, batı eğitimi
almış kesimlerde görülmüştür fakat onlarda dışarıda örtünmek
şartıyla.
Cumhuriyetin
ilanından sonra, bütün toplumun modernleşme çabalarına şapkada
dahil olacak ve 25.Kasım.1925’de Şapka Kanunu ile fes, kalpak ve
sarıkların kullanılması yasaklanacaktır. Fese henüz alışmış
bir toplumun şapkaya alışması pek kolay olmayacaktı, nitekim öylede
oldu ve yurdun çeşitli bölgelerinde protesto olayları yaşandı.
|

|
Şapka devrimine kadar geçen dönemde daha çok azınlıkların
kullandığı şapkalar yurt dışından getiriliyordu, bu dönemde
Fransa’nın şapka ithalinde önemli bir yeri vardır. 1925’deki
şapka devriminden sonra Türkiye’de azınlıklar tarafından
üretimi yapılan şapkalar o dönemi beğenisini kazanmış keçeden
(fötr), kumaştan ve hasırdan şapkalar yapılırdı. Küçük
atölyeler halindeki bu kuruluşlar ve 1927'de açılan Kız Sanat
Enstitüleri ve biçki dikiş kursları Cumhuriyet kadınının yen,
g,y,m |
tarzına adaptasyonunu hızlandırdı. Enstitülerde yetişen kızlar yılın
modasını takip ediyorlar ve kısa saçlarını üzerine giydikleri 'cloche'
yeni çan biçimindeki şapkalarıyla geziyorlardı.
1930'lara gelindiğinde tüm batı dünyasında olduğu gibi Türkiye'de
de krizin etkileri hissediliyordu. Buna paralel giyimdede yerli malına
dönüş yaşanmaya başlandı ve daha ucuz bir yöntem olan hazır
giyimin ilk adımları atıldı, ve artık kıyafetler de daha kadınsı
ve erkesi olarak ayrılmaya başlanmasına rağmen,
şapka kadın erkek ayrımı yapmadan hükümdarlığını sürdürdü.
1940'larda
İkinci Dünya Savaş'ıyla birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de
yoksulluk yılları başladı. Tabii moda dünyasıda bundan
nasibini aldı ve eskilerin yeniden değerlendirme dönemi olarak
tarihe geçti. Şapka da bu arada lüks gurubuna girerek eskiye
oranla şaşasını yitirmeye başlamıştı. Artık ya çok yaygınlaşan
türban biçiminde eşarplar başlara sarılıyor ya da eski şapkalar
el yapımı çiçekler, meyvalar veya kurdelalarla süslenip yeni
hale getiriliyordu.
II.Dünya
Savaşında göçler ve ekonomik zorluklar nedeniyle bu atölyelerin
bir çoğu kapandı, ve maalesef şapkacılık alanında bir boşluk
doğdu.Sarıyer ve
|

|
Kuruçeşmedeki keçe fabrikalarının kapanmasıyla
keçeler yurt dışından daha az getirilmeye başlanıldı yerli fötr
imalatı tamamen durdu. Yerli imalat o zamanlar devrim gereği
mecbur tutulan okul şapkalarına, kasket ve resmi şapkalar yöneldi.
1950'li
yıllarda kadını savaş sonrası büründüğü silüet ana hatlarını
koruyordu. Moda dünyasında inanılmaz bir süreç
başlamıştı elbislerin boyları bir uzuyor bir kısalıyor, yakalar değişiyor,
pantalonlar
|
daralıyor bollaşıyordur,
ama bütün kıyafetleri tamamlıyan aksesuar olarak şapka yerini sürekli koruyordu.
1960'lar
artık daha özgürlüğün ve eşitliğin sorgulandığı yıllar
oldu. Moda, zerafet ve şıklığın yanı sıra fonksiyonel olması
ön plana çıkıyordu. Gösterişli, bol tüllü şapkaların
yerini, insanların soğuktan veya güneşten kafasını koruyacak
şapkalar saltanat sürmeye başladılar.
|

|
1970'lere
gelindiğinde ise farlı çizgiler göze çarpmaya başladı. Tüm dünyada
olduğu gibi ülkemizde de vizon biçimli bereler ile astragan kürklerden
yapılmış şapkalar göze çarpmaya başladı.
1980'li
yıllarda ise tamamen kadınsı çizgilerin öne çıktığını görürüz.
Paris, Londra sokaklarının ışıltısını aratmıyacak mağazaların
hayatımıza girmesiyle birlikte moda daha yakın takip edilmeye başlandı.
Küçük ama bol aksesuarlı şapkalar gündeme yeniden oturdu.
Zaman
zaman ünlülerin giydikleri şapkalar tüm moda tarihinde hala konuşulur.
Örneğin
|
Jackie Kennedy'inin giydiği pill-box (ilaç kutusu)
modeli, Marlon Brando'nu asi gençlik filminde
giydiği siperli deri
şapka, Casablanca filminde Humprey Bogart'ın fötrü, Muhteşem
Gatsby filminde Robert Redfortun giydiği sekiz parçalı kasketi. Tüm
bu modeller hala günümüzde kullanılmaktadır. Şapka yıllar
boyunca bir sınıfın bir baş kaldırının bir yere ait olmanın
özelliğini sürekli taşımaktadır. Fransanın işgaline karşı
çıkanların giydiği Basque bölgesine ait bereler, Che
Guevare'nin kullandığı hatta simgesi olan bere, Golf oynayanların
kendilerin ait olan kep'leri, Fransa Cumhurbaşkanı Charles De
Gaulle'in giydiği şapka, Mevhibe İnönü'nün giydiği türban, Süleyman
Demirel'in fötr şapkası, Bülent Ecevit'in kaptan şapkası
kendileriyle özdeşleşmiş bir simgeleridir ve tüm tarih boyunca
öyle anımsanacaklardır.
Bugün
ülkemizde küçük atölyelerde daha çok el emeğine dayanan üretim
yöntemleriyle şapka yapılmaktadır. Batılı bazı ülkelerin şapkayı
sanayi kolu haline getirmesine karşın Türkiye’de bugün elle çalışan
presler ve tahta ütü kalıpları vb. kullanılmaktadır.
Günümüzde
Türkiye’de yapılan şapkalar hala yurt dışından özellikle
uzak doğundan getirilmektedir. |