- Türklerde Şapka

Türklerin tarihinde ise şapka önemli bir yere sahiptir ve Orta Asya dönemine kadar uzanır. Genellikle postan ve keçeden yapılmıştır. Kaşgarlı Mahmut’un “Divanü Lügati’t-Türk”ünde şapka “börk” kelimesiyle, börk ise dört türüyle kayıttadır. Sukarlaç, kızıklığ, kuturma ve kıymaç. Osmanlı İmparatorluğu’nda da

1826 ‘ya kadar börk kullanılacak. Yeniçeriler tarafından sadece törenlerde “üsküf” adıyla giyilecektir. Osmanlı asker dışında, devlet ve din adamları ile padişahlar da ayrı ayrı şapkalarla tanımlar. En bilinen başlık çeşidi “kavuk” ve “külah” tır Fesin Osmanlı topraklarına gerişi 16. yüzyıldadır.  1826'dan hemen sonra, İkinci Mahmut'un yeniçeriliği kaldırması sırasında Akdeniz'de seferde olan Kaptan-I Derya

Koca Hüsrev Paşa Padişahın yeniçerilerden hiçbir eser kalmaması konusunda çaba gösterdiğini işitince, Tunus'a bir miktar fes alıp tayfalarına giydirdi.  İstanbul'a döndüğünde askerleriyle beraber padişahın huzuruna başında fes'le çıkınca, bu yenilik padişahın çok hoşuna gitti ve eski başlıkların yerini fesin almasını emretti. 

Tunus'tan hemen 50 bin adet fes sipariş edildi. Ancak daha sonra hammaddesi yün olan fesin üretiminin kolaylığı fark edildi ve biri imalathane kuruldu ve başına İzmir'li Katipzade Mustafa Efendi getirildi. 1828'de çıkartılan bir kıyafet nizamnamesiyle de fes resmi başlık oldu. Daha sonra genişleyen Feshane Fabrikası bütün ihtiyacı karşıladığı gibi imparatorluğun ilk yünlü mensucat fabrikası haline geldi ama fes ithalatı hep devam etti.  

Cezayirli denizcilerin İstanbul’a taşıdığı fesi bir dönem Türk denizcileri ve kadınlarda kullanmıştır. Fesler arasındaki farkı gösterecek iki belirti vardı. Püskül ve kalıp.. Önceleri Tunus tarzı  püskül benmisendi. Mavi renkli olan bu püskül çok büyük ve uzundu. İlk zamanlar arka kısmı ve tepeyi tamamen kaplayan püskül zamanla küçüldü, kısaldı ve ve fesin sadece arkasında kaldı. 

1848'de birde psükül nizamnamesi çıkartıldı, püskülün uzunluğu rengine ve ağırlığına kadar bütün ayrıntılar ortaya konuldu. Bu yeni başlığın formunu koruması için zaman zaman yapılan yenileme, fesin kalıba konulmasıydı. İzmit'te Todori adında bir Rum tarafından keşfedilen kalıplama tekniği daha sonra İstanbul'da yaygınlaştı. Sultanahmet Parkı'nın karşısındaki sıra dükkanlar ile Süleymaniye, Fatih ve Aksaray'da bulunan bir çok mağaza bu işi yapardı. Osmanlı İmparatorluğu zamanında şapkanın özel bir yeri vardı. Saray ve saraydaki yüksek rütbeli subaylar kırk üç çeşit farklı başlık giyerlerdi.Hiç kimse kendisine ait olmayan rengi ve şekli kullanamazdı. Hükümet ve devlet görevlilerine ayrılan başlık sayısı yirmi yedi idi. Sadrazamdan vezir habercisine kadar herkesi şapkalarından tanımak mümkündü.

Mustafa Kemal'in 26.Ağustos 1925'te yani Cumhuriyetin kuruluşundan hemen iki yıl sonra İnebolu Türkocağı'nda "Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak lazım. Çok cevherli olan bizim milletimize layık olan kıyafet, medeni ve beynelmilel kıyafettir. Öyle giyineceğiz. Ayakta iskarpin, potin, pantalon, yelek, gömlek, kravat, ceket ve bunları tamamlamak için başta siper-I şems'li serpuş.

Açık söylemek isterim. Buna 'şapka' derler" diye yaptığı konuşma Türkiye'de giyim tarzında yeni bir dönem başlatmış oldu.

Hatta akşam Ankara’ya döndüğünde kendisini karşılamaya gelenlerin tamamının şapkalı olduğu görülmüştür.. Tanzimat'la başlayıp Meşrutiyet'le artan Batıcılık akımının etkisiyle, özellikle İstanbul Pera'da, Levantenler'in ve gayrimüslimlerin öncülüğünde zaten pantalona, iskarpine, yeleğe, gömleğe rastlanmaktaydı. Hatta şapka giyen Müslüman Türkler bile vardı. Genelde erkek dünyasındaki bu durum, kadınların dünyasında ancak varlıklı, batı eğitimi almış kesimlerde görülmüştür fakat onlarda dışarıda örtünmek şartıyla.

Cumhuriyetin ilanından sonra, bütün toplumun modernleşme çabalarına şapkada dahil olacak ve 25.Kasım.1925’de Şapka Kanunu ile fes, kalpak ve sarıkların kullanılması yasaklanacaktır. Fese henüz alışmış bir toplumun şapkaya alışması pek kolay olmayacaktı, nitekim öylede oldu ve yurdun çeşitli bölgelerinde protesto olayları yaşandı.

Şapka devrimine kadar geçen dönemde daha çok azınlıkların kullandığı şapkalar yurt dışından getiriliyordu, bu dönemde Fransa’nın şapka ithalinde önemli bir yeri vardır. 1925’deki şapka devriminden sonra Türkiye’de azınlıklar tarafından üretimi yapılan şapkalar o dönemi beğenisini kazanmış keçeden (fötr), kumaştan ve hasırdan şapkalar yapılırdı. Küçük atölyeler halindeki bu kuruluşlar ve 1927'de açılan Kız Sanat Enstitüleri ve biçki dikiş kursları Cumhuriyet kadınının yen, g,y,m

tarzına adaptasyonunu hızlandırdı. Enstitülerde yetişen kızlar yılın modasını takip ediyorlar ve kısa saçlarını üzerine giydikleri 'cloche' yeni çan biçimindeki şapkalarıyla geziyorlardı. 

1930'lara gelindiğinde tüm batı dünyasında olduğu gibi Türkiye'de de krizin etkileri hissediliyordu. Buna paralel giyimdede yerli malına dönüş yaşanmaya başlandı ve daha ucuz bir yöntem olan hazır giyimin ilk adımları atıldı, ve artık kıyafetler de daha kadınsı ve erkesi olarak ayrılmaya başlanmasına rağmen,  şapka kadın erkek ayrımı yapmadan hükümdarlığını sürdürdü.

1940'larda İkinci Dünya Savaş'ıyla birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de yoksulluk yılları başladı. Tabii moda dünyasıda bundan nasibini aldı ve eskilerin yeniden değerlendirme dönemi olarak tarihe geçti. Şapka da bu arada lüks gurubuna girerek eskiye oranla şaşasını yitirmeye başlamıştı. Artık ya çok yaygınlaşan türban biçiminde eşarplar başlara sarılıyor ya da eski şapkalar el yapımı çiçekler, meyvalar veya kurdelalarla süslenip yeni hale getiriliyordu.

II.Dünya Savaşında göçler ve ekonomik zorluklar nedeniyle bu atölyelerin bir çoğu kapandı, ve maalesef şapkacılık alanında bir boşluk doğdu.Sarıyer ve

Kuruçeşmedeki keçe fabrikalarının kapanmasıyla keçeler yurt dışından daha az getirilmeye başlanıldı yerli fötr imalatı tamamen durdu. Yerli imalat o zamanlar devrim gereği mecbur tutulan okul şapkalarına, kasket ve resmi şapkalar yöneldi.

1950'li yıllarda kadını savaş sonrası büründüğü silüet ana hatlarını koruyordu. Moda dünyasında inanılmaz bir süreç başlamıştı elbislerin boyları bir uzuyor bir kısalıyor, yakalar değişiyor, pantalonlar

daralıyor bollaşıyordur, ama bütün kıyafetleri tamamlıyan aksesuar olarak şapka yerini sürekli koruyordu.  

1960'lar artık daha özgürlüğün ve eşitliğin sorgulandığı yıllar oldu. Moda, zerafet ve şıklığın yanı sıra fonksiyonel olması ön plana çıkıyordu. Gösterişli, bol tüllü şapkaların yerini, insanların soğuktan veya güneşten kafasını koruyacak şapkalar saltanat sürmeye başladılar.

1970'lere gelindiğinde ise farlı çizgiler göze çarpmaya başladı. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de vizon biçimli bereler ile astragan kürklerden yapılmış şapkalar göze çarpmaya başladı.

1980'li yıllarda ise tamamen kadınsı çizgilerin öne çıktığını görürüz. Paris, Londra sokaklarının ışıltısını aratmıyacak mağazaların hayatımıza girmesiyle birlikte moda daha yakın takip edilmeye başlandı. Küçük ama bol aksesuarlı şapkalar gündeme yeniden oturdu.  

Zaman zaman ünlülerin giydikleri şapkalar tüm moda tarihinde hala konuşulur. Örneğin

Jackie Kennedy'inin giydiği pill-box (ilaç kutusu) modeli, Marlon Brando'nu asi gençlik filminde giydiği siperli deri şapka, Casablanca filminde Humprey Bogart'ın fötrü, Muhteşem Gatsby filminde Robert Redfortun giydiği sekiz parçalı kasketi. Tüm bu modeller hala günümüzde kullanılmaktadır. Şapka yıllar boyunca bir sınıfın bir baş kaldırının bir yere ait olmanın özelliğini sürekli taşımaktadır. Fransanın işgaline karşı çıkanların giydiği Basque bölgesine ait bereler, Che Guevare'nin kullandığı hatta simgesi olan bere, Golf oynayanların kendilerin ait olan kep'leri, Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle'in giydiği şapka, Mevhibe İnönü'nün giydiği türban, Süleyman Demirel'in fötr şapkası, Bülent Ecevit'in kaptan şapkası kendileriyle özdeşleşmiş bir simgeleridir ve tüm tarih boyunca öyle anımsanacaklardır.

Bugün ülkemizde küçük atölyelerde daha çok el emeğine dayanan üretim yöntemleriyle şapka yapılmaktadır. Batılı bazı ülkelerin şapkayı sanayi kolu haline getirmesine karşın Türkiye’de bugün elle çalışan presler ve tahta ütü kalıpları vb. kullanılmaktadır.

Günümüzde Türkiye’de yapılan şapkalar hala yurt dışından özellikle uzak doğundan getirilmektedir.

 

 Geri Dön <<



İrtibat e-mail: senocak@senocak.com.tr

Sitemizdeki sayfalar en iyi 800x600 ekran çözünürlüğünde gözükür.

Copyright © senocak.com.tr & Produced by Trap Design